28 Nisan 2008 Pazartesi

Evlenmeden Önce Yapılması Gerekenler

Niçin evleniriz; Temelde hepimiz başka insanlarla iletişim kurmayı arzu ederiz. Olgunlaştıkça da bu his bizi yakından ve derinden sevecek bir kişiyi özleyip, aramaya iter. Almakta vermekte sevginin olmazsa olmaz bölümleridir. Biri olmadan öteki pek uzun ömürlü olmaz. Evlenmenin temel nedenlerinden bir tanesi beraberlik,birine sahip olmak ve birine ait olmak duygusu, bundan doğan yakınlık, can yoldaşlığı, istenmek, anlaşılmak, çocuk sahibi olmak, kendi düzenini kurmaktır. Bunlar vazgeçilmez duygusal öğelerdir. Yine bunlar cinselliği yalnızca fiziksel yönden değil, ruhsal yönden de tamamlar.

Özellikle kadınlar yıllar yılı evlenmeyi ve cinsel ilişkide bulunmayı dört gözle beklerler. Daha çocukluklarından beri her türlü yaşam sorununun evlenince çözümleneceğine inanırlar, ama beraberlik güzel duyguların yanı sıra birçok sorumluluğu ve sıkıntıyı da beraberinde getirir. Evlilik kişilerin bundan sonraki yaşamlarında beraberce kullanacakları sınırlı bir kredidir. Bunu ilk günden tüketebilir ve ya mantık, saygı ve sevgi doğrultusunda bir ömür boyu mutlu olarak kullanabilirsiniz. Cinsellikte bu beraberliğin vazgeçilmez bir parçası ve tamamlayıcısıdır.

Beraberlikte ilk cinsel ilişkinin kusursuz geçmesi gerektiğine inanmışızdır. Oysa bu inancın tam tersine ilk gece gerginlik ve korku içinde geçer. Yeni beraber olan çiftlerin ilk gecelerini birtakım olumsuz duygular içinde olduklarını ve korkularını gizlemek istemeleri de gerginlik ve baskıları daha da arttırır.

Yetersiz cinsel eğitim, daha önceden bilinmeyen ama evlilik süresinde ortaya çıkan çeşitli sağlık sorunları zaten var olan ekonomik sorunlara, toplumsal baskılara ve olumsuzluklara eklenirse cinselliği yok etmeye başlar. Bu yüzden evlilik öncesi bazı hazırlıkları yapmak kişilerin bu olabilecek negatifliklerden uzaklaştırır.

Bunlar nelerdir ;

*

En önemlisi her iki tarafın evlilik öncesi muayeneye gitmeleridir Erkeğin ve kadının cinsel bir anormalliği yani sağlıklı bir cinsel yaşantıyı engelliyecek problemleri var mı, varsa ve mümkünse bunun düzeltilmesi.
*

Herhangi bir bulaşıcı hastalık var mı ( sarılık, cinsel yolla geçen bir hastalık, aids ve bu gibi ) varsa gerekli önlemleri alınıp, tedavi edilmesi .
*

İleride sorun olabilecek herhangi bir sağlık problemi var mı. ( Gizli şeker, kalp hastalığı, hormonal bozukluk gibi )
*

Bebek sahibi olmayı engelliyecek bir sebep var mı ? Erkeklerde evlenmeden önce sperm sayımı yaptırılması, kadında yumurtalıkların ve hormonal düzenin kontrol edilmesi.
*

Gebelik esnasında sorun yaratabilecek kan uyuşmazlığı, kadında toksoplasma( çiğ etten geçip kırsal alanlarda yaygın bir enfeksiyondur ) gibi gebeliğin ileri ki aylarında bebeğin ölümüne sebep verebilecek bir enfeksiyonun var olup olmadığının araştırılması gerekir.

Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızda ki Rh faktörü ile ilgilidir. Yalnızca kadının Rh negatif, erkeğin ise Rh pozitif olduğu durumlarda oluşabilir.


Kadın Rh pozitif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok
Kadın Rh negatif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok
Kadın Rh pozitif , erkek Rh pozitif uyuşmazlık yok


Kan uyuşmazlığının varlığının bilinmesi gebelik öncesinde veya gebeliğin başlangıcında gerekli tedbirlerin alınarak ortaya çıkabilecek rahatsız edici durumları engeller.

*

Çiftlerin ailelerinde ve ya kendilerinde kalıtsal ( doğumla geçen ) bir hastalık ve ya anormallik var mı varsa bunların derecelerinin araştırılması , değerlendirilmesi eğer riziko payı varsa oluşacak gebeliklerin titizlikle takip edilmesi gerekir.

Özellikle akraba evliliklerinde genetik danışmanın alınması ( bunu hekiminizin tavsiye ettiği bir yerde ve ya hastanelerin genetik bölümlerinde yaptırabilirsiniz )

Akraba evliliklerinde sakat çocuk olmasının nedeni basit olarak şöyle izah edilebilir ;

Her insanın yapısında var olan ama bulunduğu şekli ile kişide ciddi rahatsızlıklar yaratmayan birtakım anormallikler vardır ( teknik olarak herkesin genetik şifresinde ki bazı yerlerde zararsız bozukluklar vardır ) aynı sülaleden gelen kişilerde bu bozuklukların aynı yerlerde olma olasılığı fazladır. Doğacak bebeğin yapısını oluşturacak formülün yarısını anneden yarısını da babadan alacağı için aynı kökenden gelen kişilerin her ikisinin de vereceği formülde aynı yerde bozukluk olma olasılığı yüksektir. Ve böyle bir bozukluk olursa verilen şifrede aynı yerde bozukluk olacağı için ciddi sakatlıklar görülecektir.

Teknik olarak her iki taraftan gelecek genetik şifre bozukluklarının aynı yerde ise çocukta o basamaktaki gen tamamen bozuk olacaktır.

Bahar, astim ve alerjiyi artiriyor

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bahar mevsiminde astım ve alerjik hastalıkların daha çok ortaya çıktığına dikkat çekerek, havaların ısınması, atmosfer basıncındaki değişiklikler, havadaki nem miktarında farklılıklar ve havaya karışan bitkilere ait polenlerin bunda önemli rolü bulunduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, son araştırmalara göre, Türkiye'de ilkokul çağındaki çocuklarda astımın görülme oranının ortalama yüzde 10 civarında, erişkinlerde ise yüzde 5 olduğunu belirtti. Metropollerde yaşamanın bu açıdan risk faktörü olduğunu ifade eden Prof. Küçükusta, astım hastalığının, sanayileşmenin yoğun olduğu ülkelerde ve şehirlerde çok daha fazla görüldüğünü kaydetti.


Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, astıma ve diğer alerjik hastalıklara yol açan alerjenlerin başında polenlerin (çiçek tozları) geldiğini vurgulayarak, havaya karışan polenlerin, hassas insanlarda saman nezlesine ve astıma yol açabildiğini söyledi. Her polenin alerjiye yol açmadığını hatırlatan Prof. Küçükusta, "Türkiye'de özellikle çayır polenleri, hububat polenleri ve yöreye göre çeşitli ağaç polenlerinin, alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında büyük önemi var" diye konuştu.


Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, gün içerisinde polenlerin en yoğun olduğu zamanın sabahın erken saatleri olduğunu belirterek, kuru ve rüzgarlı havaların yanı sıra polene yakın ortamların da çok önemli olduğunu bildirdi. Polenlerin, rüzgarın etkisiyle çok uzak mesafelere, kilometrelerce uzaklara gidebildiklerini ifade eden Prof. Küçükusta, "Ama tabii, o kaynağa ne kadar yakınsanız, soluyacağınız polen sayısı da o kadar fazla olacaktır" dedi.

IRSİYET VE KAPALI MEKAN KİRLİLİĞİ
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, astımın ortaya çıkabilmesi için hem ırsi yatkınlık olması hem de buna çevre faktörlerinin katkıda bulunması gerektiğini de kaydederek, "Kişi, kendisini olumsuz çevre faktörlerinden koruyarak astımdan pekala korunabilir. Bunun başında da hava kirliliği geliyor" diye konuştu.


Prof. Küçükusta, hastalıktan korunmak için sigara içilen ortamlarda bulunmamak gerektiğini ve diyetin de çok önemli faktör olduğunu vurguladı. A ve C vitaminlerini içeren diyetle beslenmenin, balık etini fazla tüketmenin astıma ve diğer alerjik hastalıklara karşı koruyucu etkisinin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, böyle beslenen insanlarda alerjik hastalıklara karşı vücudun kendini daha iyi savunduğunu, daha iyi koruyabildiğini belirtti.


Prof. Dr. Küçükusta, astımlılarda ve diğer alerjisi olanlarda 'evakarları'nın çok önemli rolünün bulunduğunu da bildirerek, "Bunlar çok küçük yaratıklar. Daha çok sıcak, rutubetli ortamlarda görülüyorlar ve özellikle de halı gibi, yatak şiltesi gibi, koltuk, kanepe gibi ortamlarda yoğun olarak çoğalma imkanını buluyorlar. Özellikle çocuklar, gün içinde yoğun olarak bu alerjenlerle karşılaşıyorlar ve genetik bir yatkınlığı da varsa, zamanla bu akarlara karşı onlarda bir duyarlık hali ortaya çıkıyor" dedi.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, akarların 55-60 derecenin üzerinde yaşamadıklarını ifade ederek, "Onun için, yıkanabilen giysileri akarlardan, böyle ısıtılmış sularda yıkayarak arındırmak mümkün. Ama bir yorganın, bir koltuğun tabii ki yıkanması mümkün değil. Evin iyi havalandırılması bu bakımdan çok önemli. Bir de bu akarları öldüren veya onların alerji meydana getiren dışkılarındaki proteinleri bozan birtakım kimyasal maddeler var. Bunların uygulanmasıyla da özel durumlarda akarlardan olan alerjileri bir miktar azaltmak mümkün" diye konuştu.

KATKI MADDELERİ
Hazır gıdaların uzun süre dayanması için geliştirilen birçok katkı maddesinin, hassas kişilerde yan etkileri olabildiğini kaydeden Prof. Küçükusta, "En çok astım krizlerine yol açan maddeler bunlar. Bir de bunun yanında, gıdaları renklendirmek için kullanılan çeşitli boyalar veya tat vermek için kullanılan bir tür baharatlar var. Bunların olumsuz etkisi olabiliyor" dedi. Prof. Küçükusta, bu sebepten, astımlı hastalara ve alerjik insanlara, mümkün olduğu kadar doğal şekilde hazırlanmış gıdalarla beslenmelerini önerdi.
Çocuklarda alerjinin ilk belirtisi olarak, özellikle burun kanı veya geçmeyen burun akıntısı şikayetlerinin çok sık görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, "Hatta bunlara da çok sık tekrarlayan kulak enfeksiyonları olabilir, sinüs olabilir, çocuk ağır işitebilir. Mesela televizyonun sesini, müziğin sesini çok fazla açmak isteyebilir, işitme problemleri ortaya çıkabilir. Ailede bir duyarlık olduğu zaman, bu çocukta da böyle alerjik nezle veya saman nezlesi olma ihtimali yüksek. Bu bakımdan incelenmesi yerinde olur" diye konuştu.


Prof. Dr. Küçükusta, çocuklarda geçmeyen ve çok uzun süre devam eden öksürüklerin de bir tür astım formu olduğunu vurgulayarak, "Bu genellikle atlanıyor. 'Çocuk üşüttü, boğazı iltihaplandı' deniyor, hep antibiyotik veriliyor. Oysa bunların büyük çoğunluğu, gerçekten de öksürükle seyreden astım türü" dedi.


Astım hastasının illa da kriz geçirmesi gerekmediğini belirten Prof. Küçükusta, "Bunlarda böyle hırıltı, nefes darlığı olması gerekmiyor. Özellikle geceleri ortaya çıkan, burun problemi olan çocuklardaki öksürüklerde mutlaka astım tanısını hesaba katmak gerekiyor" diye konuştu.

TEDAVİ VE SONUÇ
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, alerjik hastalıkların herhangi bir tedavi yöntemiyle tamamen ortadan kaldırılmasının, yok olmasının mümkün olmadığını dile getirerek, "Çünkü bu genetik bir hastalık. Astım ve alerjik hastalıklarının oluşmasındaki genetik bozukluk da pek çok genin kontrolü altında. Yani tek bir gene müdahaleyle bu işin çözülmesi söz konusu değil. Bizim yaptığımız tedaviler, hastalığın tekrarlamasını, belirtilerin şiddetli olmasını önlemeye yönelik tedaviler. Burada da çeşitli yöntemler var. Bunlardan bir tanesi de aşı tedavisi. Şimdiye kadar bu tedavi hep iğne şeklinde yapılırdı. Son yıllarda ağızdan damla şeklinde olan şekilleri de ortaya çıkmaya başladı. Tüm bu tedavilerde amaç, kişinin vücudunun duyarlılığını o maddeye karşı azaltmak. Hakikaten hastalar iyi seçilirse, bu tedavi düzenli ve sabırla yapılırsa, bundan hastaların önemli kısmı çok iyi fayda görüyorlar" dedi.


Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, korunmanın alerjik hastalıklarda çok önemli olduğuna da temas ederek, "Tedavinin en önemli parçası, kişinin duyarlı olduğu, ona dokunacak faktörlerden mutlaka ciddi şekilde korunmasını sağlamaktır" diye konuştu.
Bilinçli yapılan sporun, astım hastalığı için çok önemli ve çok yararlı olduğunun da altını çizen Prof. Küçükusta, "Önemli olan hastalığın koruyucu tedavisini yapmak ve ondan sonra düzenli bir spora geçmek. Özellikle yüzme, astımlı hastalar için en çok tavsiye ettiğimiz spor. Yüzmeden astım hastaları çok büyük yarar görüyorlar. Hem genel vücut sağlığı için çok yararlı hem de göğüs kaslarını geliştirdiği ve solunumu düzenlediği için yüzme gerçekten astımlı hastalar için çok ideal, adeta tedavinin bir parçası denebilecek kadar önemli bir spor türü" dedi.

HAMİLELERE UYARILAR
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, astım hastası yakını bulunan hamilelerin de riski azaltmak için, daha bebek dünyaya gelmeden tedbirler alması gerektiğini bildirerek, "Bunların başında, ev içi havanın temiz olmasına özen göstermek geliyor. Ve özellikle de annenin sigara içmemesi çok önemli. Solunan havanın temiz olmasını sağlamak için evin mutlaka çok iyi havalandırılması lazım. Evde mümkün olduğu kadar, çok akar barındırabilecek ortamları ortadan kaldırmak lazım, en azından yatak odalarında. Biz, yatak odalarının daima halısız, kilimsiz, koltuksuz, kanepesiz olmasını arzu ediyoruz ve yatakların da yün içermeyen sentetik şeylerden yapılmış olanlarının tercih edilmesini istiyoruz. Evde köpek, kedi ve kuş beslenmemesini öneriyoruz. Ve bir de evin neminin yüzde 50'nin altında tutulması çok önemli" diye konuştu.
Tags: Add more tags..

MEMELERİN BAKIMI


Kızlarda meme gelişimi 8-13 yaşlarında başlar. Meme bakımı gelişmeyi izler. Memelerin gelişimi sırasında önce bir tomurcuklanma, daha sonra meme dokusunda genişleme ve büyüme olur. Memenin büyümesi ile beraber meme ucundaki kahverengi kısım da büyümeye başlar. Gelişiminin sonuna doğru meme ucunun kahverengi kısımdan daha kabarık bir hale geldiği fark edilir.



Kızlarda meme gelişimi başladıktan birkaç sene sonra sütyen giyme gereksinimi doğar. Genç kız ne zaman sütyen giyme gereksinimi olduğunu en iyi kendisi anlar. Bir genç kıza sütyen almasında yardımcı olabilecek en yakın kişi annesi veya ailesinden birisidir. Öncelikle hangi boy sütyen alınmasına karar vermek gerekmektedir. Bunun için öncelikle göğüs çevresi göğüs altından mezurle ölçülür, bu sütyenin beden büyüklüğünü vermektedir. İkinci ölçüm ise kalıp için gerekmektedir. İkinci ölçüm göğsün meme uçlarından yapılan ölçümüdür. Göğüs altı ile göğüs uçları arasındaki ölçümler arasındaki fark hesaplanır. Bu fark 15 cm.den az ise “B” kalıbı, 15-22 cm arasındaysa “C” kalıbı ve 22 cm den büyükse “D” kalıbıdır. İlk defa sütyen takarken pamuklu dokumadan, göğüsleri rahatça saran ve destek olanlar tercih edilmelidir.

Sütyen doğrudan vücuda giyilen bir çamaşır olup, sık sık değiştirilmesi gerekmektedir. Sütyenlerin yıkanma kuralları ise genellikle üzerinde bulunan kullanım kılavuzunda bulunmaktadır.